Trump'ın Barış Konseyi Gerçekten Amacına Ulaşabilir mi?
Eski ABD Başkanı Donald Trump tarafından "etkileyici" ve "son derece önemli" bir girişim olarak sunulan Barış Konseyi, yakın zamanda başlatılan bu girişim, gerçek amacı ve uluslararası sahnedeki güvenilirliği konusunda ciddi soruları gündeme getiriyor. Resmi olarak kalıcı barışı inşa etme "asil sorumluluğunu" üstlenmeye istekli devletleri bir araya getirmek için tasarlanan bu proje, birçok gözlemci tarafından Trump'ın uluslararası ilişkilere dair tek taraflı vizyonunun bir uzantısı olarak algılanıyor.
Uluslararası hukuku ve dünya kamuoyunu hiçe saymakla sık sık suçlanan Donald Trump, bu konseyin kurulmasıyla bu imajı çürütmek istiyor gibi görünüyor. Ancak eleştirmenlerine göre, bu girişim tanıdık bir kalıbı izliyor: kurumsal kısıtlamalar olmadan hareket etmek, karar alma gücünü yoğunlaştırmak ve bu hareket özgürlüğünden doğrudan siyasi ve ekonomik faydalar elde etmek. Grönland'ı ilhak etme girişiminin dondurulması, bunun en önemli örneği olarak gösteriliyor.
Başlangıçta, Barış Konseyi, Hamas kontrolünden arındırılmış bir Gazze Şeridi için yönetim kurma yönündeki uluslararası çabaların bir parçası olarak tasarlanmıştı. Ancak bu hedef gerçekleştirilemedi: Hamas bölge üzerinde önemli bir etkiye sahipken, İsrail diğer kısmı kontrol ediyor ve Beyaz Saray tarafından desteklenen ekonomik ve turizm dönüşüm projesini gerçekçi olmaktan çıkarıyor.
Konseyin etki alanı o zamandan beri Gazze'nin çok ötesine genişledi. Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nda Donald Trump, faaliyet alanı neredeyse tüm dünyayı kapsayacak bu yapı için küresel bir hedef ortaya koydu. Kurucu belgesinin resmi metni Beyaz Saray tarafından yayınlanmamış olsa da, İsrail basını tarafından bildirilen sızıntılar son derece merkezileştirilmiş bir yapıyı ortaya koyuyor. Çok taraflı görünümüne rağmen, Konsey gücünün çoğunu tek bir kişiye veriyor: Donald Trump'ın kendisine.
Bu belgeye göre, Konseyin "başkanı" devletleri davet etme veya dışlama, kararları veto etme, örgütü feshetme ve hatta resmi sembollerini onaylama hakkına sahip. ABD başkanlık döneminin sonunda ayrılmalarını öngören hiçbir hüküm yok; bu da istedikleri sürece kurumu yönetmelerine ve haleflerini atamalarına olanak tanıyacak.
Bu aşırı güç yoğunlaşması, birçok ülkenin isteksizliğini açıklıyor. Birçok devlet, özellikle ABD'nin yakın zamanda onlarca uluslararası kuruluştan çekildiğini açıklamasından sonra, tek bir siyasi figürün egemen olduğu yeni bir yapı oluşturmaktansa Washington'un mevcut uluslararası kurumları desteklemesini tercih ediyor. Başlangıçta yaklaşık yirmi ülke Konsey'e katılmayı kabul ederken, listede hem otoriter rejimler hem de Trump'a yakın demokrasiler yer alıyor.
Fransa, İsveç ve İspanya gibi diğer ülkeler ise eski ABD başkanını gücendirme riskini göze alarak daveti reddetti. Kanada ise Başbakanının Davos'ta yaptığı eleştirel açıklamaların ardından dışlandı. Birçok ülke şimdi, bu girişimin ivmesinin yavaş yavaş kaybolmasına güvenerek, bekle gör yaklaşımını benimsiyor.
Bazı analistlere göre, Barış Konseyi'nin en büyük gücü, BM'nin aksine, iç anlaşmazlıklar nedeniyle felç olmadan hareket edebilme yeteneğinde yatıyor. Ancak bu aynı özellik, en büyük zayıflığını da oluşturuyor: Kuralları bu kadar çok gücü tek bir bireyin elinde toplayan bir uluslararası kuruluşu kabul etmeye istekli çok az devlet var.
-
21:15
-
20:26
-
18:39
-
17:45
-
17:03
-
16:19
-
15:21
-
14:28
-
14:08
-
13:44
-
13:00
-
12:15
-
11:29
-
10:45
-
10:00
-
09:15
-
08:30